GÖKSUN HABER MERKEZİ


DOĞA BİZİMLE GELECEK ELLERİMİZDE!

DOĞA BİZİMLE GELECEK ELLERİMİZDE!
146 views
22 Mayıs 2026 - 7:24

Her yıl 22 Mayıs’ta kutlanan Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü vesilesiyle bir kez daha görüyoruz ki; doğa yalnızca içinde yaşadığımız bir çevreden çok geleceğimizi emanet edeceğimiz en büyük hazinedir. Toprağın bereketi, suyun temizliği, ormanların nefesi ve yaban hayatının devamlılığı aslında insanlığın varlığının da teminatıdır.

2026 yılının teması olan “Küresel Etki İçin Yerel Hareket Etmek”, çevreyi korumanın yalnızca devletlerin ya da kurumların görevinden çok dünya üzerinde nefes alan her bireyin sorumluluğu olduğunu açıkça göstermektedir. Çünkü bugün dünyamız iklim değişikliği, plastik kirliliği, bilinçsiz pestisit kullanımı, su ekosistemlerinin bozulması ve biyolojik çeşitliliğin hızla azalması gibi çok ciddi tehditlerle karşı karşıyadır. Artan sıcaklıklar nedeniyle memeli hayvanların yaşam alanları değişmekte, birçok canlı türü yok olma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Tarımda yoğun kimyasal kullanımına bağlı olarak arılar ve faydalı böcekler azalmakta, bu durum doğrudan gıda üretimini ve güvenliğini tehdit etmektedir. Denizlerimizde ve göllerimizde atıkların oluşturduğu kirlilik her geçen gün büyürken, su ekosistemlerinde besin zinciri bozulmakta, canlı popülasyonları azalmaktadır. Kimyasal kirleticilerin oluşturduğu biyoakümülasyon ise yalnızca doğayı değil, insan sağlığını da tehdit eden sessiz bir tehlike olarak karşımızda çıkmaktadır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi;

“Tabiata sevgimizi, çevreye olan duyarlılığımızı kaybetmeden, Allah’ın yarattığı tüm canlıları koruyarak, ülkemizin dört bir yanında biyolojik çeşitliliği korumaya ve artırmaya devam edeceğiz.”

Bu yaklaşım aslında milletimizin doğaya bakışını en güzel şekilde özetlemektedir. Çünkü bizim medeniyet anlayışımızda insan, tabiatın sahibi değil emanetçisidir. Yine Cumhurbaşkanımızın;

“Suyumuzu korumakla vatanımızı korumak arasında mahiyet itibarıyla hiçbir fark yoktur.” sözleri, su kaynaklarının korunmasının yalnızca çevresel değil, aynı zamanda milli bir mesele olduğunu güçlü biçimde ortaya koymaktadır.

Ülkemiz sahip olduğu biyolojik zenginlik bakımından dünyanın en önemli ülkelerinden biridir. Anadolu’muz binlerce endemik bitki türüne, zengin yaban hayatına ve eşsiz doğal ekosistemlere ev sahipliği yapmaktadır. Bu miras gelecek nesillerin de hakkıdır.

Göksun Meslek Yüksekokulu Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü Organik Tarım Programı öğretim üyeleri olarak öğrencilerimize mesleki bilginin yanında doğa sevgisi, çevre bilinci ve sürdürülebilir üretim anlayışı kazandırmaya gayret ediyoruz. Organik tarımın temelinde toprağa saygı, suyu koruma, doğal yaşamı destekleme ve insan sağlığını önceleyen bir anlayış bulunmaktadır.

2006 – 2015 yılları arasında Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapmış biri olarak, doğa koruma çalışmalarının sadece bir mesai ya da kurumsal görev olmadığını, aslında ülkemizin doğal mirasını, yaban hayatını ve biyolojik çeşitliliğini gelecek nesillere aktarmaya yönelik çok kıymetli bir sorumluluk olduğunu sahada birebir yaşayarak ve görerek tecrübe ettim. Anadolu’nun zengin ekosistemlerinden yaban hayatının korunmasına, keklik üretim ve salım çalışmalarından kaçak avcılıkla ve biyokaçakçılıkla mücadeleye kadar yürütülen her çalışmanın, doğanın dengesini korumak ve ekolojik sürekliliği sağlamak adına ne kadar hayati olduğunu yakından müşahede etme imkanı buldum.

Özellikle keklik üretim faaliyetleri, yaban hayatının desteklenmesi, sürdürülebilir av ve yaban hayatı yönetimi, kaçak avcılıkla mücadele ve biyokaçakçılığın önlenmesine yönelik çalışmalar ülkemizin ekolojik geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü biyokaçakçılık sadece bir kaçakçılık suçu olmayıp, Anadolu’muzun genetik mirasının çalınması anlamına gelmektedir.

Bugün hepimize düşen görev, doğayı tüketilecek bir kaynak olarak kullanmaktan çok korunması gereken bir emanet olarak görmektir. Daha temiz su kaynakları, daha sağlıklı topraklar, kuş seslerinin eksilmediği ormanlar ve canlılığını koruyan bir Anadolu bırakabilmek için hep birlikte sorumluluk almak zorundayız.

Unutmamalıyız ki; Doğa, insan müdahalesi olmaksızın varlığını sürdürebilen bir sistemdir. Ancak insanlık, doğanın ekolojik dengesine bağımlı olarak yaşamını devam ettirebilir. Bu nedenle doğanın tahribi, insanlığın geleceğinin de tahribi anlamına gelmektedir.

Doğayı hep birlikte koruyalım,  çünkü doğa korunursa hayat devam eder.

*

Prof. Dr. Çağrı Özgür ÖZKAN

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
REKLAM ALANI

(336x280px)

Anasayfa Sağ Bloka Esnek veya Sabit ölçülerde SINIRSIZ reklam alanını şablon olarak ekleyebilirsiniz. Şuan örnek olarak sadece 2 reklam kullanıldı.