Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

Reklam

ALGI SAVAŞLARI: NAMLUDAN ÖNCE BEYİNLERİ VURMAK!.

Reklam
bnıp
Reklam

​Savaşlar artık yalnızca cephelerde, barut kokulu mevzilerde yapılmıyor. Silahların sesi duyulmadan önce manşetler konuşuyor, bombalar düşmeden önce toplumların zihninde ilk cepheler açılıyor. Bir ülkeyi, bir coğrafyayı hedef almak için her zaman devasa ordulara gerek yok; önce algıyı yönetmeniz yeterli. Bir tehdit icat edip onu büyütür, bir düşman tanımlayıp korkuyu kitlelere yayarsınız. Bir görüntüyü bin kez izletip bir iddiayı milyonlara ulaştırdığınızda, insanlar daha ilk kurşun atılmadan o savaşın "gerekliliğine" çoktan ikna edilmiş olur.

​Bu, tarihin en eski ve en kanlı senaryosudur: Önce düşmanı tanımla, sonra meşrulaştır!

Bunu ancak Allah düşmanları yapar. Yaptılar ve artırarak yapmaya da devam ediyorlar.

​2003 yılında Irak işgal edilmeden önce ne demişti ABD Başkanı Bush ve İngiltere Başkanı Blair? "Saddam’ın elinde kitle imha silahları var, nükleer kapasite geliştiriyor." Manşetler atıldı, ekranlarda simülasyonlar döndü, psikolojik zemin kusursuzca hazırlandı. Sonra ne oldu? Savaş bitti, milyonlarca Müslüman katledildi, bir ülke tarih sahnesinden silindi ama o iddia edilen silahlar hiçbir zaman bulunamadı. Bedeli ödeyen yine sivil halk oldu.

​Aynı oyunu 1964’te Vietnam’a girerken Tonkin Körfezi yalanıyla oynadılar. Tonkin Körfezi Olayı, ABD'nin Vietnam Savaşı'na doğrudan ve tam ölçekli askeri müdahalede bulunmak için kamuoyunu yanıltarak kullandığı en büyük dezenformasyon ve savaş bahanelerinden biridir. Ağustos 1964'te yaşanan ve ABD Kongresi'nin başkana sınırsız savaş yetkisi vermesini sağlayan bu "çatışmaların" aslında söylendiği gibi gerçekleşmediği, yıllar sonra gizli belgelerin açılmasıyla kesin olarak kanıtlanmıştır.

1990’da Kuveyt işgalinde "Nayirah" adındaki bir kızı ABD Kongresi’nin karşısına çıkarıp "Iraklı askerler bebekleri kuvözlerden çıkarıp öldürüyor." dedirttiler. Yıllar sonra o kızın Kuveyt Büyükelçisi’nin kızı olduğu ve bir PR ajansının senaryosunu oynadığı anlaşıldı. Ama iş işten geçmişti. Çünkü kitleleri sevk etmek için karmaşık raporlara değil, vicdana dokunan tek bir sahte görüntüye ihtiyaç vardır.

7 Ekim sonrası Filistin’de (Gazze) yaşanan soykırıma bakın: Yüz binlerce sivil katledilirken, bombalanan hastanelerin ardından bile "Hamas vurmuş olabilir." algısıyla gerçeği ters yüz etmeye çalışıyorlar.

İsrail’in elinde kimyasal silah olmasına rağmen “yoktur” algısı… 

11 Eylül'den beri sistemli bir şekilde işlenen "İslam eşittir terör." algısıyla koskoca bir dini ve milyonlarca masum insanı potansiyel suçlu ilan ediyorlar.

ABD, İsrail ve Batılı aktörlerin kurduğu, besleyip büyüttükleri terör örgütlerini (PKK, YPG, DEAŞ, DHKPC, Fetö) gerekçe gösterip ülkemizi ve İslam coğrafyalarını hedefe koymaya devam ediyor.

Kendi yakın tarihimize bakın. 28 Şubat Müslümanların üzerinden silindir gibi geçerken ajanslara servis edilen kurgu haberleri, ısmarlama figürleri hatırlayın. Ya da 12 Eylül öncesinde Kenan Evren’in "Ortamın müsait olmasını bekledik" itirafını... Ya da Adnan Menderes’i halkın gözünde bitirmek için uydurulan "uçak dolusu altınla kaçıyordu" yalanlarını... 15 Temmuz’da ülkemizi işgal girişiminde de durum farkı değildi.  

​Deprem gibi en acı afetlerimizde bile sosyal medyanın hız kazanmasıyla algı savaşçıları hemen sahneye fırlıyor. AHBAP Derneği, “Devlet yok, AHBAP var.” dendi. Genel anlamıyla solcu sanatçıların söylemlerine şahit olduk. Toplanan paralar nerede? Depremzedeler için yapılan yardımlar bile çürütülmüş depolarda. Yok, dedikleri Devletimiz 600 bin konut yaptı. Hem de çok ucuza.

Bir algıları daha var; yaptıklarının yüzde birini Müslüman yapsa eğer büyük bir gürültü koparırlar, aşırı tepki gösterirler, ortalığı ayağa kaldırırlar kısacası kıyameti koparırlar.

Dakikalar içinde yayılan yalanlar, manipüle edilmiş görseller ve kesilmiş videolarla toplumsal güven çökertilmek isteniyor.

​Algının formülü basit ama ölümcüldür: Düşmanı belirle, korkuyu pompala, duyguları kışkırt ve işgali "özgürleştirme", saldırıyı "savunma", yalanı ise "haber" diye yuttur.

​Dünyayı kan gölüne çevirenler; demokrasi, insan hakları ve güvenlik masallarıyla kendi işgallerini meşrulaştıranlardır. Bugün hepimize düşen en hayati görev, ekranların ve manşetlerin ardındaki bu kirli senaryoyu görmek. Gerçeği, algı tüccarlarının yalanlarına teslim etmemek. Çünkü zihnini savunmayanın, vatanını savunması mümkün değildir.

Ve bu algılarla birlikte Müslümanların yaşantısına ve ülkesine yönelik saldırılar artış gösterdi.

Milyonlarca Müslüman çocuk ve kadının katledildiği bu süreçte, toprakları işgal edildi. Üstelik topraktan yeniden ürün alınmasını engellemek amacıyla ağaçları, hayvanları ve doğayı yok edecek kimyasallar kullandılar.

Zalimlerin, emperyalistlerin ve gaddarların özelliği de bu zaten.

*

MEHMET GÖREN

Reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?