


Ahfeş’in keçisi gibi baş sallamak…
Bir şeyi tam anlamadan kabul eden, söyleneni sorgulamadan onaylayan kişiler için kullanılan bu deyim, bana akademik hayatı ve bilimin ilerleyişini düşündürüyor.
Bilim biraz da bayrağı birbirine devretmek gibidir. Bir hoca bildiklerini öğrencisine aktarır. Öğrenci o bilgiden güç alır, kendi merakını ve emeğini ortaya koyar. Zaman gelir, hocasının bıraktığı yerden daha ileriye gider. Aslında bir hocanın en güzel başarısı da burada saklıdır. Yetiştirdiği öğrencisinin kendisini geçebilmesi.
Akademide öğrencinin hocasına saygı duyması kadar, kendi aklını kullanması da önemlidir. Hocamızın bir fikrine katılabiliriz, başka bir bakış açısı getirebiliriz, hatta zaman içinde o fikri geliştirip daha ileri bir noktaya taşıyabiliriz. Bence bilimin ruhu tam olarak burada yaşar.
Çünkü bilim, “Hocam böyle söyledi, öyleyse böyledir.” anlayışıyla büyümez. Bilim, “Hocamın ortaya koyduğu bu bilginin üzerine ben ne koyabilirim?” sorusuyla gelişir. Bugün bilgiye ulaşmak çok kolay. Birkaç saniye içerisinde dünyanın farklı yerlerinde yapılmış binlerce araştırmaya ulaşabiliyoruz. Yapay zeka da bilgiye ulaşma ve verileri değerlendirme biçimimizi hızla değiştiriyor.
Fakat çağımızın asıl meselesi bilgiye ulaşmak kadar, hatta ondan daha fazla, bilgiyi yorumlayabilmek.
Tarım bunun en güzel örneklerinden biri.
Bugün bir serada sıcaklık, nem, ışık ve toprak nemi sensörlerle anlık olarak takip edilebilir. Yapay zeka bu verileri değerlendirerek bitkinin ne zaman suya ihtiyaç duyduğunu, hangi koşullarda daha iyi geliştiğini ortaya koyabilir. Böylece gereksiz sulamanın önüne geçilir, enerji ve işçilik tasarrufu sağlanır. Hayvansal üretimde de benzer bir yaklaşım mümkün. Hayvanların yem tüketimi, hareketleri, çevre koşulları ve verim özellikleri sensörlerle takip edilebilir. Toplanan veriler yapay zeka ile yorumlanarak üreticinin daha doğru kararlar almasına yardımcı olunabilir.
Bunun karşılığı ise çok somut:
Daha az maliyet, daha az iş yükü, daha etkin kaynak kullanımı ve daha verimli üretim.
Tarımın geleceği yalnızca daha fazla üretmekten geçmiyor. Daha akıllı üretmek, doğru zamanda doğru müdahaleyi yapmak ve sahip olduğumuz kaynakları daha iyi değerlendirmek gerekiyor. Burada akademiye de büyük bir görev düşüyor.
Üniversiteler tarladan, seradan ve hayvancılık işletmelerinden kopuk yaşamamalı. Laboratuvarda üretilen bilgi sahaya inmeli, üreticinin sorununa çözüm olmalı. Bitkisel ve hayvansal üretimde yeni yöntemler denenmeli, yapay zeka ve sensör teknolojileri daha fazla kullanılmalı, sıra dışı fikirlerin önü açılmalı.
Bazen yeni bir fikir ilk duyulduğunda tuhaf gelebilir. Bazen “Bunu daha önce yapan oldu mu?” diye sorulur. Oysa bilim tarihinde birçok önemli gelişme, tam da alışılmışın dışına çıkan bir düşünceyle başlamıştır. Bu yüzden genç bir akademisyenin hocasını geçmesi, hocasının fikrini geliştirmesi veya yeni bir yol açması bir kayıp olarak görülmemeli. Tam tersine, bu durum akademik mirasın başarıyla devam ettiğini gösterir. Bir hoca öğrencisinin kendisini geçmesini isterse, aslında kendi emeğinin geleceğe ulaştığını görür.
Ahfeş’in keçisi başını sallıyordu.
Bizim ihtiyacımız ise başımızı sallamak yerine düşünmek, sormak, denemek ve üretmek.
Çünkü ilerlemenin yolu, söyleneni tekrarlamaktan çok öğrendiğinin üzerine kendi aklını, emeğini ve cesaretini koyabilmekten geçiyor. Belki de akademide, tarımda ve hayatın her alanında kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
“Benden öncekilerin bıraktığı mirasın üzerine ben ne koyabilirim?”
Cevabımız ne kadar güçlü olursa, geleceğe bırakacağımız iz de o kadar kıymetli olacaktır. Rabbim, hocalarımızı sevgi ve saygıyla anarak onların açtığı yoldan daha ileriye gitmeyi ve bir gün onları geçebilecek başarıya ulaşmayı nasip etsin.
*
Prof. Dr. Çağrı Özgür ÖZKAN



